ozge
Newbie

Mesaj Sayısı: 27
|
 |
« : 29 Kasım 2006, 04:45:29 ÖS » |
|
"Öğrenciler geleceklerini tartışıyor" 25 Kasım 2006 tarihinde Denizli’de gerçekleştirilen Mimarlar Odası Danışma Kurulu toplantısında söz alan öğrenciler mimarlık mesleğinin geleceğiyle ilgili olarak aşağıdaki bildiriyi sundular:
Sayın Kurul, Değerli Konuklar, Öncelikle Hoş geldiniz! Uzun zamandan beri Mimarlık Hakkında Kanun Tasarısı tartışmaları yapılmış, ancak bu tasarıdan en çok etkilenecek olan öğrenciler bu tartışmanın dışında kalmıştır. Bugün Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Öğrenci Komisyonunun konu hakkındaki bildirisini sunarken, tam da bu tartışmaların bir parçası olduğumuzu ve mesleğimize sahip çıktığımızı komisyonumuz adına belirtmek istiyorum! Komisyonumuz, konu hakkında bugüne kadar yapılan tartışmaları incelemiş, bunun üzerine söz söylemek için, bu bildiriyi sunmayı talep etmiştir. Mimarlık Hakkında Kanun Tasarısı Taslağının, maddelerine geçmeden önce, gerekçelendirilmesini tartışmaya açmak istiyoruz. “Bir mimarlık tarihi ülkesi olan Türkiye’de, bu kültürel zenginliğin çağdaş mimarlıkta da sürdürülmesi gerekirken ciddi sorunlar yaşanmakta...” ile başlayan gerekçelendirmede, sizin de bildiğiniz gibi kültürel kimlik değerlerden uzaklaşma, göç sonucunda sağlıksız gelişen kentleşme gibi belli sorunlar tespit edilmektedir. Tüm bu tespit işleminden sonra ortaya konulan Kanun Taslağında ise düzenlemeler, sanki tüm bu sorunların kaynağı yeni mezun mimarlarmışçasına yapılmaktadır. Ortada belli sorunların olduğu doğrudur fakat sorunun kaynağı ve çözüm yolları bizce yanlış verilmiştir. 1999 Marmara Depremi göstermiştir ki, evlerin yıkılması hiç de yeni mezun mimar mühendislerin deneyimsizliği yüzünden olmamıştır. Yalova’da çöken binaların pek çoğunun yapımını üslenmiş olan Yüksel İnşaat’ın çalışanlarının, 15–20 yıllık, kariyer sahibi mimar mühendisler olması, şirketin danışmanının ODTÜ’nde profesör olması sorunun deneyim değil kar hırsı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Tartışmalarda diğer bir gerekçe, eğitim sisteminin yetersizliği olarak gösterilmiştir. Öncelikle eğitim sisteminin yetersizliği konusunda hem fikir olduğumuzu belirtmek istiyoruz. Fakat buna çözüm olarak ortaya koyulan tasarının, bu yetersizliği meşru gösterdiğine ve bu yetersizliği ortadan kaldırmak yerine, üzerine yeni bir sistem inşa ederek açıklarını kapatmaya çalıştığına inanıyoruz. Devlet üniversitelerine ayrılan bütçenin %5’in altında olduğu, 12 Eylül ve getirdiği YÖK düzeninin üniversiteleri bilimsellikten uzaklaştırdığı bir durumda, asıl müdahale edilecek yerin eğitim sisteminin kendisi olduğuna inanıyoruz. Bunun dışında yapılacak her uygulama eğitim sisteminin çürümüşlüğünün üzerini örtmek olacaktır kanısındayız. Gerekçelendirmenin bir başka bölümünde 1995 yılında imzalanmış GATS anlaşmasının koşulları gereği ve AB uyum sürecinde, mesleklerin yeniden yapılandırılması çerçevesinde, bazı düzenlemelerin yapılması gerektiğine dikkat çekilmiştir. Aslında bu gerekçe her şeyi açıklamaktadır. ‘95 yılında imzalanan anlaşma gereği mimarlık hizmeti uluslar arası piyasaya açılmıştır ve onun isteğine göre şekillenmek zorundadır. Anlaşmanın öngördüklerine geçmeden önce Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’ndan, Yüksek Şehir Plancısı Şirin Gülcen Eren’in, GATS’ı anlatırken vurguladığı bir şeyi iletmek istiyoruz: “tamamen tekelci sermayenin çıkarlarını savunan örgütlerin kurallarını belirlediği” bir anlaşma olarak tanımlıyor Eren GATS’ı. Bu anlaşmaya göre meslek alanlarının uluslar arası platformda sorun teşkil etmemesi için: • Eğitim koşullarının uyumlaştırılması • Diplomaların karşılıklı tanınması • Çalışma ve oturma izinleri ile • Mesleki akreditasyon gibi uygulamaların hayata geçirilmesi gerekiyor. Buradan şunu anlıyoruz: mimarlık hizmetinin serbestliğini sağlamak için öncelikle mimarlık mesleğinin diğer ülkelerle denkliğini sağlamak gerekiyor. Bugün dönüp meclisten çıkan kararlara baktığımızda, bu yolda hızlı adımlar atıldığını görüyoruz. Hizmetlerinin %46,6’sını uluslar arası piyasaya açmış olan Türkiye, 1995 yılında açtığı mimarlık mühendislik hizmetlerinde tek kısıtlamayı “geçici üyelik” olarak koymuştur. Bu kısıtlama da anlaşma çerçevesinde, 2005 yılı itibariyle geçersiz kılınmış ve geçtiğimiz 14 Ekim mitingine konu olan “yabancıların çalışması hakkında kanun tasarı”, bu kısıtlamayı ortadan kaldırılmak için çıkartılmak istenmiştir. Anlaşmanın amacı mimarların serbestçe tüm ülkelerde çalışmasını sağlamak olarak gösterilse de, sizin de bildiğiniz gibi mimarların serbest dolaşımı ile mimarlık hizmetinin serbest dolaşımı aynı şey değildir. 14 Ekim mitinginde de vurgulandığı gibi karşı olunan da yabancı mimar mühendislerin ülkede çalışması değil, mühendislik mimarlık gücümüzün bu anlaşmayla tasfiye ediliyor, piyasa tutunabilecek büyük tekellere açılıyor olmasıdır. GATS ve son 15 yıldır imzalanan bütün küresel anlaşmaların amacı geniş bir yedek işgücü ordusu yaratmaktır. Bu açıdan biz de atacağımız her türlü adımda bu anlaşmalara ortak olabileceğimizi düşünüp, ona göre hareket etmeliyiz. Kanunlaştığı takdirde geleceğimizi büyük oranda etkileyecek olan bu taslağın, temelini oluşturması gereken yönetmeliklerin tam olarak hazırlanmamış olması atılan adımların ciddiyeti konusunda bizi endişelendirmektedir. Bu sıkıntıyı kenara koyarak değerlendireceğimiz Mimarlık Hakkında Kanun Teklifi Taslağının maddelerine baktığımızda, madde 3 ‘te belli tanımlamalara gidildiğini görüyoruz. Stajyer mimar, mimardan ayrılmış, mesleğe kabul kurulu, mesleki sorumluluk belgesi gibi terimler getirilmiştir. Bu kanun hayata geçtiği takdirde, üniversiteden mezun olmuş mimar hâlihazırda YÖK tarafından diplomasına el konduğunu da göz önüne aldığımızda, stajyer mimar olarak 1 yıl süreyle mesleki bilgi ve deneyimini geliştirici çalışmalarda bulunmak, bu çalışmasıyla ilgili çalışan kurumdan olumlu değerlendirme raporu alarak, Mesleğe Kabul Kurulu tarafından Mesleki Sorumluluk Yetki Belgesi almak zorunda olacaktır. Aksi durumda mimar sayılmayacak imza yetkisi de olmayacaktır. Madde 5’te de söylendiği gibi “yardımcı olarak hizmet üretebilecekler, mimar unvanını kullanamayacaklardır”. Türkiye’deki üniversitelerden mezun olanlar bu uygulamalarla boğuşa dursunlar; diğer ülkelerden “yetkili” bir şekilde gelen mimarlar bu sırada oluşan boşluğu dolduracaklardır. Sonuçta işsizlik artacak, mimarlık alanındaki gücümüz tasfiye olacaktır. Tüm bu maddeleri değerlendirdiğimizde 1 yıl staj yapması öngörülen yeni mezunun, lisans eğitimi boyunca yaptığı stajların nereye oturduğu da düşündürücüdür. Bu stajların yetersiz ya da yanıltıcı olabileceği düşünülüyorsa neden lisans eğitimi boyunca yapılan bu stajların yeniden düzenlenmesi yapılmazken, böyle bir uygulama getirilmek istenmektedir. Eğitimin pratikten uzak olması sorunuysa eğer bahsedilen, az önce de belirttiğimiz gibi neden eğitim sisteminin düzenlenmesine dair çözümler üretilmemiştir. Ayrıca 1 yıl süreyle yapılması öngörülen staj boyunca, unvanı olanın olmayanı hangi koşullarda çalıştıracağı konusunda ciddi eksiklikler bulunmaktadır. Taslak bu şekilde kanunlaştığı takdirde, yeni sömürü şekillerinin önünü açacaktır. Madde 6’da Mesleğe Kabul Kurulu ve bu kurulun üyeleri hakkında açıklama getirilmiş, kurulun sorumluluklarına dair ilgili yönetmeliğin esas alınacağı söylenmiştir. Bu madde de akla belli sorular getirmektedir. Üniversite gibi bir kurum varken neden başka bir kurul madde 9’da belirtilen Mesleki Sorumluluk Belgesi vermeye talip olmaktadır. Üniversiteler görevleri gereği eğitim verdikleri süre boyunca öğrencileri belli sınav ve yöntemlerle sınamak, bu sınavlarda başarılı olanlara mimar- mühendis unvanı vermek durumundadır. Yani kısaca kimin ne bildiğini ölçmek üniversitelerin sorumluğudur. Meslek odalarının görevi verilen hizmetin kalitesinin ölçülmesidir, böyle olmalıdır! Kanun hayata geçtiği takdirde üniversitelerin misyonu boşa düşürülecektir. Üniversitelerin sınama yollarıysa sorun olarak görülen, tekrar tekrar söylediğimiz gibi bu sorun üniversite içinde çözülmek zorundadır. Geçici madde 1’in b bendinde çıkarılması öngörülen Akreditasyon Kurulu’ndan bahsedilmektedir. MİAK (Mimarlık Akreditasyon Kurulu) olarak geçtiğimiz dönem kurulan kurulla üniversiteler incelenecek, akredite olmak için verilen zamanda dönüşümlerini gerçekleştiremeyen üniversiteler kapanacaktır. Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor, üniversiteler arasında eğitim kaliteleri bakımından farklar olduğu açıktır. Tek bir öğretim üyesiyle kurulan mimarlık fakülteleri, laboratuarı olmayan üniversiteler bulunmaktadır. Bu sorunların tespit edilmesi ve buralara müdahale edilmesi elbette önemlidir. Fakat bahsi geçen uygulamanın GATS anlaşması doğrultusunda Amerikan Sistemi olan ABET ile uygulanması öngörülmektedir. ABET akredite yetkisi veren bir Amerikan şirketi olup, azaltılmış dersler, süslü sınıflar, laboratuarlar buna karşın anglo-sakson tipi (Amerika’da İngiltere’de uygulanan) eğitim sistemi demektir. Pratikten uzak olan bu sistemin uyum sağlamak adına getirilmesi, bizim tespit ettiğimiz sorunlara çözüm üretmeyeceği gibi gerici bir sistemi beraberinde getirecektir. Ayrıca yinelemekte fayda var: eğitime ayrılan bütçenin %5’in altında olduğu durumda, üniversitelerin bu dönüşümleri nasıl gerçekleştirecekleri açık değildir. Son olarak değişen teknoloji ile Sürekli Meslek İçi Eğitimin gerekli olduğuna, odanın misyonu gereği böyle bir uygulamayı getirmesi gerektiğine, fakat bu uygulamanın şeklinin de iyi değerlendirilmesi ile Sürekli Meslek İçi Eğitimin oda içinde ücretsiz olarak verilmesi gerektiğine inanıyoruz. Okullarda parasız eğitimi savunan bizler, bir demokratik kitle örgütü olan odamızda da aynı şeyi vurguluyoruz!
Değerli konuklar... Bildiğiniz gibi insanlığın gelişmesi bilgi aktarımının gelişmesi ile paraleldir. 1400’lü yıllarda var olan ahilik sistemine göre, usta- çırak ilişkisine bağlı eğitim, yerini daha ilerici bir sisteme bırakmış, üniversiteler bu sistemle beraber geliştirilmiştir. Şu anda tartıştığımız ise bilimsel olarak daha gerici bir sistem olan usta- çırak ilişkisine bağlı ahilik sistemidir. Buna karşın odamızdan, bizlerin karşı olduğu bu uygulamaya geçit vermemesini talep ediyoruz!
|