"Öğrenciler geleceklerini tartışıyor"
Mimdap Forumları
10 Eylül 2010, 04:56:27 ÖS *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
E-posta adresinize aktivasyon iletisi gelmediyse lütfen buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: "Öğrenciler geleceklerini tartışıyor"  (Okunma Sayısı 2880 defa)
ozge
Newbie
*
Mesaj Sayısı: 27


Üyelik Bilgileri
« : 29 Kasım 2006, 04:45:29 ÖS »

"Öğrenciler geleceklerini tartışıyor"
25 Kasım 2006 tarihinde Denizli’de gerçekleştirilen Mimarlar Odası Danışma Kurulu toplantısında söz alan öğrenciler mimarlık mesleğinin geleceğiyle ilgili olarak aşağıdaki bildiriyi sundular:

Sayın Kurul, Değerli Konuklar,
Öncelikle Hoş geldiniz!
Uzun zamandan beri Mimarlık Hakkında Kanun Tasarısı tartışmaları yapılmış, ancak bu tasarıdan en çok etkilenecek olan öğrenciler bu tartışmanın dışında kalmıştır.
Bugün Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Öğrenci Komisyonunun konu hakkındaki bildirisini sunarken, tam da bu tartışmaların bir parçası olduğumuzu ve mesleğimize sahip çıktığımızı komisyonumuz adına belirtmek istiyorum! Komisyonumuz, konu hakkında bugüne kadar yapılan tartışmaları incelemiş, bunun üzerine söz söylemek için, bu bildiriyi sunmayı talep etmiştir.
Mimarlık Hakkında Kanun Tasarısı Taslağının, maddelerine geçmeden önce, gerekçelendirilmesini tartışmaya açmak istiyoruz. “Bir mimarlık tarihi ülkesi olan Türkiye’de, bu kültürel zenginliğin çağdaş mimarlıkta da sürdürülmesi gerekirken ciddi sorunlar yaşanmakta...” ile başlayan gerekçelendirmede, sizin de bildiğiniz gibi kültürel kimlik değerlerden uzaklaşma, göç sonucunda sağlıksız gelişen kentleşme gibi belli sorunlar tespit edilmektedir. Tüm bu tespit işleminden sonra ortaya konulan Kanun Taslağında ise düzenlemeler, sanki tüm bu sorunların kaynağı yeni mezun mimarlarmışçasına yapılmaktadır. Ortada belli sorunların olduğu doğrudur fakat sorunun kaynağı ve çözüm yolları bizce yanlış verilmiştir.
1999 Marmara Depremi göstermiştir ki, evlerin yıkılması hiç de yeni mezun mimar mühendislerin deneyimsizliği yüzünden olmamıştır. Yalova’da çöken binaların pek çoğunun yapımını üslenmiş olan Yüksel İnşaat’ın çalışanlarının, 15–20 yıllık, kariyer sahibi mimar mühendisler olması, şirketin danışmanının ODTÜ’nde profesör olması sorunun deneyim değil kar hırsı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Tartışmalarda diğer bir gerekçe, eğitim sisteminin yetersizliği olarak gösterilmiştir. Öncelikle eğitim sisteminin yetersizliği konusunda hem fikir olduğumuzu belirtmek istiyoruz. Fakat buna çözüm olarak ortaya koyulan tasarının, bu yetersizliği meşru gösterdiğine ve bu yetersizliği ortadan kaldırmak yerine, üzerine yeni bir sistem inşa ederek açıklarını kapatmaya çalıştığına inanıyoruz. Devlet üniversitelerine ayrılan bütçenin %5’in altında olduğu, 12 Eylül ve getirdiği YÖK düzeninin üniversiteleri bilimsellikten uzaklaştırdığı bir durumda, asıl müdahale edilecek yerin eğitim sisteminin kendisi olduğuna inanıyoruz. Bunun dışında yapılacak her uygulama eğitim sisteminin çürümüşlüğünün üzerini örtmek olacaktır kanısındayız.
Gerekçelendirmenin bir başka bölümünde 1995 yılında imzalanmış GATS anlaşmasının koşulları gereği ve AB uyum sürecinde, mesleklerin yeniden yapılandırılması çerçevesinde, bazı düzenlemelerin yapılması gerektiğine dikkat çekilmiştir. Aslında bu gerekçe her şeyi açıklamaktadır. ‘95 yılında imzalanan anlaşma gereği mimarlık hizmeti uluslar arası piyasaya açılmıştır ve onun isteğine göre şekillenmek zorundadır.
Anlaşmanın öngördüklerine geçmeden önce Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’ndan, Yüksek Şehir Plancısı Şirin Gülcen Eren’in, GATS’ı anlatırken vurguladığı bir şeyi iletmek istiyoruz: “tamamen tekelci sermayenin çıkarlarını savunan örgütlerin kurallarını belirlediği” bir anlaşma olarak tanımlıyor Eren GATS’ı.
Bu anlaşmaya göre meslek alanlarının uluslar arası platformda sorun teşkil etmemesi için:
• Eğitim koşullarının uyumlaştırılması
• Diplomaların karşılıklı tanınması
• Çalışma ve oturma izinleri ile
• Mesleki akreditasyon
gibi uygulamaların hayata geçirilmesi gerekiyor.
Buradan şunu anlıyoruz: mimarlık hizmetinin serbestliğini sağlamak için öncelikle mimarlık mesleğinin diğer ülkelerle denkliğini sağlamak gerekiyor. Bugün dönüp meclisten çıkan kararlara baktığımızda, bu yolda hızlı adımlar atıldığını görüyoruz. Hizmetlerinin %46,6’sını uluslar arası piyasaya açmış olan Türkiye, 1995 yılında açtığı mimarlık mühendislik hizmetlerinde tek kısıtlamayı “geçici üyelik” olarak koymuştur. Bu kısıtlama da anlaşma çerçevesinde, 2005 yılı itibariyle geçersiz kılınmış ve geçtiğimiz 14 Ekim mitingine konu olan “yabancıların çalışması hakkında kanun tasarı”, bu kısıtlamayı ortadan kaldırılmak için çıkartılmak istenmiştir.
Anlaşmanın amacı mimarların serbestçe tüm ülkelerde çalışmasını sağlamak olarak gösterilse de, sizin de bildiğiniz gibi mimarların serbest dolaşımı ile mimarlık hizmetinin serbest dolaşımı aynı şey değildir. 14 Ekim mitinginde de vurgulandığı gibi karşı olunan da yabancı mimar mühendislerin ülkede çalışması değil, mühendislik mimarlık gücümüzün bu anlaşmayla tasfiye ediliyor, piyasa tutunabilecek büyük tekellere açılıyor olmasıdır.
GATS ve son 15 yıldır imzalanan bütün küresel anlaşmaların amacı geniş bir yedek işgücü ordusu yaratmaktır. Bu açıdan biz de atacağımız her türlü adımda bu anlaşmalara ortak olabileceğimizi düşünüp, ona göre hareket etmeliyiz.
Kanunlaştığı takdirde geleceğimizi büyük oranda etkileyecek olan bu taslağın, temelini oluşturması gereken yönetmeliklerin tam olarak hazırlanmamış olması atılan adımların ciddiyeti konusunda bizi endişelendirmektedir. Bu sıkıntıyı kenara koyarak değerlendireceğimiz Mimarlık Hakkında Kanun Teklifi Taslağının maddelerine baktığımızda, madde 3 ‘te belli tanımlamalara gidildiğini görüyoruz. Stajyer mimar, mimardan ayrılmış, mesleğe kabul kurulu, mesleki sorumluluk belgesi gibi terimler getirilmiştir. Bu kanun hayata geçtiği takdirde, üniversiteden mezun olmuş mimar hâlihazırda YÖK tarafından diplomasına el konduğunu da göz önüne aldığımızda, stajyer mimar olarak 1 yıl süreyle mesleki bilgi ve deneyimini geliştirici çalışmalarda bulunmak, bu çalışmasıyla ilgili çalışan kurumdan olumlu değerlendirme raporu alarak, Mesleğe Kabul Kurulu tarafından Mesleki Sorumluluk Yetki Belgesi almak zorunda olacaktır. Aksi durumda mimar sayılmayacak imza yetkisi de olmayacaktır. Madde 5’te de söylendiği gibi “yardımcı olarak hizmet üretebilecekler, mimar unvanını kullanamayacaklardır”. Türkiye’deki üniversitelerden mezun olanlar bu uygulamalarla boğuşa dursunlar; diğer ülkelerden “yetkili” bir şekilde gelen mimarlar bu sırada oluşan boşluğu dolduracaklardır. Sonuçta işsizlik artacak, mimarlık alanındaki gücümüz tasfiye olacaktır.
Tüm bu maddeleri değerlendirdiğimizde 1 yıl staj yapması öngörülen yeni mezunun, lisans eğitimi boyunca yaptığı stajların nereye oturduğu da düşündürücüdür. Bu stajların yetersiz ya da yanıltıcı olabileceği düşünülüyorsa neden lisans eğitimi boyunca yapılan bu stajların yeniden düzenlenmesi yapılmazken, böyle bir uygulama getirilmek istenmektedir. Eğitimin pratikten uzak olması sorunuysa eğer bahsedilen, az önce de belirttiğimiz gibi neden eğitim sisteminin düzenlenmesine dair çözümler üretilmemiştir. Ayrıca 1 yıl süreyle yapılması öngörülen staj boyunca, unvanı olanın olmayanı hangi koşullarda çalıştıracağı konusunda ciddi eksiklikler bulunmaktadır. Taslak bu şekilde kanunlaştığı takdirde, yeni sömürü şekillerinin önünü açacaktır.
Madde 6’da Mesleğe Kabul Kurulu ve bu kurulun üyeleri hakkında açıklama getirilmiş, kurulun sorumluluklarına dair ilgili yönetmeliğin esas alınacağı söylenmiştir. Bu madde de akla belli sorular getirmektedir. Üniversite gibi bir kurum varken neden başka bir kurul madde 9’da belirtilen Mesleki Sorumluluk Belgesi vermeye talip olmaktadır. Üniversiteler görevleri gereği eğitim verdikleri süre boyunca öğrencileri belli sınav ve yöntemlerle sınamak, bu sınavlarda başarılı olanlara mimar- mühendis unvanı vermek durumundadır. Yani kısaca kimin ne bildiğini ölçmek üniversitelerin sorumluğudur. Meslek odalarının görevi verilen hizmetin kalitesinin ölçülmesidir, böyle olmalıdır! Kanun hayata geçtiği takdirde üniversitelerin misyonu boşa düşürülecektir. Üniversitelerin sınama yollarıysa sorun olarak görülen, tekrar tekrar söylediğimiz gibi bu sorun üniversite içinde çözülmek zorundadır.
Geçici madde 1’in b bendinde çıkarılması öngörülen Akreditasyon Kurulu’ndan bahsedilmektedir. MİAK (Mimarlık Akreditasyon Kurulu) olarak geçtiğimiz dönem kurulan kurulla üniversiteler incelenecek, akredite olmak için verilen zamanda dönüşümlerini gerçekleştiremeyen üniversiteler kapanacaktır. Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor, üniversiteler arasında eğitim kaliteleri bakımından farklar olduğu açıktır. Tek bir öğretim üyesiyle kurulan mimarlık fakülteleri, laboratuarı olmayan üniversiteler bulunmaktadır. Bu sorunların tespit edilmesi ve buralara müdahale edilmesi elbette önemlidir. Fakat bahsi geçen uygulamanın GATS anlaşması doğrultusunda Amerikan Sistemi olan ABET ile uygulanması öngörülmektedir. ABET akredite yetkisi veren bir Amerikan şirketi olup, azaltılmış dersler, süslü sınıflar, laboratuarlar buna karşın anglo-sakson tipi (Amerika’da İngiltere’de uygulanan) eğitim sistemi demektir. Pratikten uzak olan bu sistemin uyum sağlamak adına getirilmesi, bizim tespit ettiğimiz sorunlara çözüm üretmeyeceği gibi gerici bir sistemi beraberinde getirecektir. Ayrıca yinelemekte fayda var: eğitime ayrılan bütçenin %5’in altında olduğu durumda, üniversitelerin bu dönüşümleri nasıl gerçekleştirecekleri açık değildir.
Son olarak değişen teknoloji ile Sürekli Meslek İçi Eğitimin gerekli olduğuna, odanın misyonu gereği böyle bir uygulamayı getirmesi gerektiğine, fakat bu uygulamanın şeklinin de iyi değerlendirilmesi ile Sürekli Meslek İçi Eğitimin oda içinde ücretsiz olarak verilmesi gerektiğine inanıyoruz. Okullarda parasız eğitimi savunan bizler, bir demokratik kitle örgütü olan odamızda da aynı şeyi vurguluyoruz!

Değerli konuklar...
Bildiğiniz gibi insanlığın gelişmesi bilgi aktarımının gelişmesi ile paraleldir. 1400’lü yıllarda var olan ahilik sistemine göre, usta- çırak ilişkisine bağlı eğitim, yerini daha ilerici bir sisteme bırakmış, üniversiteler bu sistemle beraber geliştirilmiştir. Şu anda tartıştığımız ise bilimsel olarak daha gerici bir sistem olan usta- çırak ilişkisine bağlı ahilik sistemidir. Buna karşın odamızdan, bizlerin karşı olduğu bu uygulamaya geçit vermemesini talep ediyoruz!
« Son Düzenleme: 14 Kasım 2008, 05:43:24 ÖS Gönderen: MİMDAP » Logged
Duran Saat
Newbie
*
Mesaj Sayısı: 31


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : 01 Aralık 2006, 12:28:43 ÖÖ »

Açılan bu tartışma ortamında öğrencilerin kendini ifade etmeleri ve kendi sorunları hakkında etraflı görüş bildirmlerini açıkça sevinçle karşılıyorum. Yaşanan YÖK baskısı, siyasal baskı, sahipsizlik, susuturulmuşluk gibi olumsuz şartların  arasından şimdi bir öğrenci komisyonunun çıkması ve geleceğine ilişkin konuşma yapması ölü toprağının kalması olarak yorumlanabilir.

Üstelik meslek odası danışma toplantısında açıklama yapmaları birkaç yönden olumlu. Birincisi, mesleğe ilişkin meseleleri sadece meslektaşların konuşmasıyla oluşturulan ve gerçekte çok zengin sayılmayan 'çeşitlilği' kıracak bir girişimdir. İkincisi, meslek odası fikriyatı genelde olumlu olsa bile,  mesleği icra edenlerin herşeyi (hem kendilerine yönelik eleştirileri hem de sıkı bir muhalefetin sorumluluğunu)kaldırabileceği şüphelidir ve öğrencilerden farklı bir sosyal statüdedirler.

Zaten "mimar olarak kabul edilmiş" ve işlerini yürütenlerle okulda yahut yeni mezun durumda olup,çeşitli aşamalarla mesleğekabul edilecek olan öğrencilerin statüleri arasındaki  uzaklığı düşünürsek,  mimarlık mesleğini yürütenlerin 'iyi yetişmemiş çocukların' mimar sayılmamaları konusundaki edişeleri acaba ne kadardır? Ne denli bu konuya yakın durabilirler?

Dolayısıyla gençlerin bu durumunu genç olmayan "yetkili mimarların" savunmasını beklemek yerine, bu kez konuya kendilerinin el koyması önemlidir.

Doğru mecra da budur. Öğrenci komisyonu meslek odası bünyesinde kurulmuş olsa da, geniş bir temsiliyete mazhar olamaya çalışan meslek odası, doğası gereği üstünde varolduğu dengeleri ile hak savunmasının bütün sonuçlarını kaldıramaz. Bu sürecin açık bir mücadeleye dönüşmesi,  gençliğin bağımsız mücadele yöntemlerini kendisinin akıl edip, kendisinin talepleştirmesi ve deneyleriyle oluşturduğu bir nitelikte anlam kazanabilir.

1999 depremi sonunda yapı denetim yasasıyla beraber 602 sayılı bir KHK daha çıkarıldı. Yıl 2000. Altı yıl önce. Bugün yasalarla yapmaya çalışılanların çoğu o maddede vardı. Genç arkadaşlarımıza 602 sayılı yasa için o günlerde söylenenleri ve yapılanları incelemelerini tavsiye ederim. 602 devletin kendisi tarafından geri çekildi. Öyle muhalefetin gücünden, meslek odasının bu konuda galip gelişinden falan değil, kendiliklerinden.
Staj vardı, eğitimin beş yıl olması vardı, beş yıl süren bir staj süresi vardı,...

Demek ki daha heniüz hazır değillermiş.

Bu tartışma bu sayfalarda sürer umarım ve yeni birçok şey söylemek fırsatı çıkar, üzerimizde dolaşan bulutlar için ortak yorumlar yapma olanağını buluruz inşallah. 80 darbesiyle getirilen YÖK düzeni için son on yıldır neredeyse kayda değer bir muhalefetin kalmadığı kurumlarımızda, eğitimin sorunları ve meslek insanı yetiştiren bir yükseköğrenim sisteminin düzenlenmesinden söz etmek unutulmuş gibidir.  YÖK neredeyse bazı "ilerici, yurtsever, solculara..." göre başka tehliklere karşı savunulacak hale gelmiştir. Eğitimin düşen kalitesinden söz etmek ne üniversiteleri ne meslek odalarını fazla gocundurmuyor.  Düşük kalite apirori ve eğitim sistemine serbest atış üniversiteler dahil herkes tarafından yapılabilir.  Bunu ortaklaşa komisyon, kongre, sempozyumlarda yapıyorlar. Ne gam. Ama nasıl olsa sonunda "mesleğe kabul kurulu" üniversite ve meslek odası üyelerinden kruruluyor ya...

Artık meslek insanı yetiştirmediğini, sadece bu yönde eğitim verdiğini kabul eden üniversiteler diplomalardan ünvanlarını sildiler. Bu akreditasyon denen şey, bol rakamlı, bol örnekl, bol şikayetli eğitim sisteminin kendini jurnallediği fakat meslek alanlarınıda yeni bir dışlama mekanizması olarak icad edilmiş parlak fikirdir. Bu konuya neresinden girerseniz girin, "Kıbrıs okullarıyla İTÜ bir mi?" saptamasıyla yahut onların değimiyle "somut gerçeklikle" yüz yüze getirilir ve  dışlama mekanizmasına dahil edilmeye çalışılırsınız.

Burada olumsuz örneklerle ülke içinde yapılan karşılaştırmadan sonra eğitimin düşen kalitesinden, yetersizliğinden, başka ülkelerdeki bilgi seviyesine gelemeyeşindeden sorumlu bir kurum çıkacak, bir sebep bulunacak ve üzerine gidilecek zannedebilirsiniz. Bu hiç olmaz oysa. Eşitsizlik tablolarını araştırmayla saptayanlar ilgili eğitim kurumları, YÖK, meslek odaları, bakanlık,... çareler üretip bu hemen kavranan olumsuz gerçekliği çok makul sürede düzeltir diye bekliyorsunuz. Hatta eğitim kurultayları yapıyorssunuz misal olarak.  Ama ne gam, bunları söyleyen, yazan gruplar durmadan bunları yetkili ve sorumlu yerlerinden yinelemelerine rağmen hiç bir değişiklik çabası içinde olmazlar.

Genç arkadaşlarımız basiretli bir şekilde bu konular üzerindeki bir çok niye ve niçini kendi sorgulamaları içinde çoğaltacaklardır mutlaka.

Sahip çıkmak ve sorunları çözmek yolunda samimi yaklaşımlar uç gösterilirse hem daha çok yol alınır hem de bu konuların hiç bir sinerjiyle buluşmayan muhabetleri yerine bir karşı duruş hattı oluşabilir.

Sevinçle bekliyorum
« Son Düzenleme: 22 Aralık 2006, 01:39:03 ÖÖ Gönderen: Duran Saat » Logged
KORUMACI
Newbie
*
Mesaj Sayısı: 15


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #2 : 01 Aralık 2006, 12:59:55 ÖS »

Bu yasal değişiklikler oda da 90 lı yıllardan beri konuşuluyor. Eğitimin uzaması, staj falan yeni değil. AB görüşmeleri ile artık standartlar tabiki değişiyor. Dolayısıyla kimse şaşırmış gibi yapmasın.

Üniversitelerin birbiriyle denkliği de yok. Mezuniyetten sonra okullardan en iyilerini bitirenler en az sürede mimarlığa kabul edilecek şekilde düzenleme yapılsın. Diğer okulr da kendisine çeki düzen versin. Her yerde fakülte açılmasın.

Oda elinden geleni yapıyor ama bu iş odayı da aşar bence. Hükümeti bile.

Depremde bence mezun mimarlar da suçuydular ve şimdi deprem olsa yine bir sürü insan ölecek. Asıl suçlu müteahhitler, mimarlara gerekli yetkiyi tanımıyorlar ve az ücret veriyorlar. Çok mimar mühendis var ve iş daha az, kıyasıya rekabet yapılıyor. Kimse asgari ücretlere uynuyor sonra da kalite düşüyor. Kalteye dikkat etmek lazım.
« Son Düzenleme: 01 Aralık 2006, 01:02:52 ÖS Gönderen: KORUMACI » Logged
Duran Saat
Newbie
*
Mesaj Sayısı: 31


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #3 : 05 Aralık 2006, 06:12:22 ÖS »

Yasal değişklikler 90 lardan beri konuşuluyor ama sadece konuşuluyor Korumacı arkadaşım. Daha önceki yazımda da belirttiğim gibi bir tek 602 sayılı KHK karşısında toptan olarak meslek inanlarının "bu işin muhatabı biziz" dolayısıyla bakanlık kendi bildiği gibi meslek alanlarını düzenleyemez yürekli çıkışı vardı. O çıkış da "Eğitim Kurultayı" havuzuna enerji oldu. Doğrusu eğitim kurultayı başta çok olumluydu fakat, 602 kendiliğinden kalkıp, meslek insanlarının durumunun belirlenmesi aciliyetini yitirince  konu unutuldu.

Şimdi şu "elinden geleni yapıyor" sözünüz epeyce üzerinde düşünülmesi gereken bir cümle.

Yeniden düşünelim isterseniz.
Logged
mimpa
Newbie
*
Mesaj Sayısı: 12


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #4 : 14 Aralık 2006, 12:00:08 ÖÖ »

bildirgenizden alıntılar:
"Tartışmalarda diğer bir gerekçe, eğitim sisteminin yetersizliği olarak gösterilmiştir. Öncelikle eğitim sisteminin yetersizliği konusunda hem fikir olduğumuzu belirtmek istiyoruz. Fakat buna çözüm olarak ortaya koyulan tasarının, bu yetersizliği meşru gösterdiğine ve bu yetersizliği ortadan kaldırmak yerine, üzerine yeni bir sistem inşa ederek açıklarını kapatmaya çalıştığına inanıyoruz. Devlet üniversitelerine ayrılan bütçenin %5’in altında olduğu, 12 Eylül ve getirdiği YÖK düzeninin üniversiteleri bilimsellikten uzaklaştırdığı bir durumda, asıl müdahale edilecek yerin eğitim sisteminin kendisi olduğuna inanıyoruz."

Değerli arkadaşlar, yukarıda bildirinizden alıntı yaptığım bölümü sizinle tartışmak istiyorum. Fakat bu forumda açılmış sizin-bizim-hepimizin konusuna henüz bildirici arkadaşlardan bir katılım olmadığını görüyorum. O kadar Denizli'ye gitmişsiniz, bildiri kaleme almışsınız ama bu düşünceleri sizin başka bir konuda söylediğiniz gibi "20 yıllık" tecrübeli abi ve ablalarınızdan almadığınıza göre mecraya niye akmıyorsunuz?

Bu işler öyle sadece bildiri okuma, odaya sunmakla biter mi? Çoğaltılması gerekmez mi?

Doğrusu bu bölümde 12 Eylül'den bahsedilmesi, eğitim sistemine daha üstten bakılması ümit verici, tam genç kafası hissi uyandırıyor. Meslek odalarının bile eğitim konusunu restore eden yaklaşımları, YÖK üzerine ağır kabul edilecek tahlilleri yokken çıkışınız ümit verici.

Fakat gerisi nerede? Devamında bir tasarım, bir yönlenme, bir harita çizmek, yola düzülmak gerekiyor.

Şimdilik bunları söylelyeyim, muhattapları buyururlarsa tartışmaya devam eder, paylaşımları genişletiriz.
Logged
evenstarchitect
Newbie
*
Mesaj Sayısı: 1


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #5 : 07 Ekim 2009, 09:15:19 ÖS »

10 ekim cumartesi gunu yapılacak olan mimarlık öğrencileri forumuna katılacagım , önceden bulunmuş olanlar varsa bana ne ile karşılasacagıma dair bilgi veririseniz sevinirim.
Logged
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.8 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!