|
Mimdap - Seval Kalkan
|
 |
« Yanıtla #15 : 23 Kasım 2009, 03:41:19 ÖS » |
|
Yorum: Emine Merdem
Fikret bey haklı. Parsel bazında restorasyon Türkiye korumacılığının en büyük fiyaskolarından birisidir. Sayın Evci’nin Fener Balat semtlerini tanımadığını; “elli küsür cümlesinin yüzyirmibir” olması gerektiğine dayanarak söylemek ise en azından insafsızlıktır. Sayın Evci’nin projenin kurucusu olarak söylediği en önemli söz bu tür projelerin “inşaattan başka yönlerinin de olması gerektiğidir”. Bu yönlerden ise karşı görüşleri olanlar söz etmemektedirler. Halbuki projenin özü anladığım kadarıyla geniş kapsamlı olmasındadır.
Yazıdan anladığım kadarıyla Sayın Evci parsel bazında restorasyonu çok iyi tanımaktadır. Bunun semt ölçeğinde bir çıkış yolu olmadığını çok da iyi göstermektedir. Tıpkı sosyal yönü olan bir projenin ne olması gerektiğini geçmişte bizzat uygulamasıyla gösterdiği gibi.
Şimdi sorum şu, birileri suç üstü mü yakalandı ki, bu denli insafsız, bu denli dar görüşlü bir saldırıya gerek duydular? Sorun nedir? Neler oluyor?
17 Kasım 2009
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Mimdap - Seval Kalkan
|
 |
« Yanıtla #16 : 23 Kasım 2009, 03:42:26 ÖS » |
|
Yorum: coşkun atabay
Sayın Fikret Evci. Bu ülkede öncelikle bir koruma bilincini semt ve bölge ölçeğinde geliştirip bunun için anlattığınız serüvenli zorluklara katlandığınız için sizi kutlarım. Sonra bu kadar tecrübeden damıtıp bölge ölçeğinde korumaya dair yürekli söyleminizden, şimdiye kadar ağır aksak düzende sürdürülen dostlar ‘koruma’ da görsün tavrına getirdiğiniz çözümlemeden dolayı iki kere kutlarım.
Bazen toplumsal bilinç etraftaki şartlandırıcılar tarafından hapsedilir ve bir tarafa sıkışır kalır. Onun bulunduğu yerden kurtulması gerekir. Sizinki böyle bir şey olmuş.
18 Kasım 2009
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Mimdap - Seval Kalkan
|
 |
« Yanıtla #17 : 23 Kasım 2009, 03:43:32 ÖS » |
|
Yorum: Burçin Altınsay
Burada yayınlanan söyleşi ve üzerine yapılan bazı yorumlarda 2003-2008 yılları arasında yürütülen Fener ve Balar Semtleri Rehabilitasyon Programı uygulamalarına ve sonuçlarına ilişkin yanlış bilgiler vardır. Kesin bir dille ortaya konan bu yanlışlar üzerine bina edilerek programın çalışmaları müphem ifadelerle karalanmakta, düşük gösterilmektedir, okuyanlar yanıltılmaktadır. Bu nedenle tepki gösterilmektedir. Bizzat benim yaptığım sunuşlara da referans verilmektedir ki burada referans verilen sunuşu Mimdap tamamen kendi insiyatifiyle bu sitede yayınlamıştır. O sunuşu bütünüyle okuyanlar bu söyleşide ve yorumlarda varolan yanlışları ve saptırmaları rahatlıkla görebilirler. Orada ve Programla ilgili her türlü sunuşta 1997 yılında yapılan fizibilite çalışması programın başlangıç noktası olarak belirtilmiştir. Zaten uygulama çalışmaları oradaki öneriden yola çıkılarak yapılmıştır. Ancak 1997- 2002 yılları arasında başta belediye yönetimleri olmak üzere pek çok koşul değişmiştir. Uygulama aşamasına geçerken Fizibilite Çalışmas’nda varolan hedefler çeşitli nedenlerle daraltılmıştır. Bu durum da yine bizim yaptığımız bütün konuşma ve sunuşlarda eleştirilerek belirtilmiştir. Fizibilite çalışmasında bulunan kişiler Programın en başından beri Danışma Kurullarına çağrılmışlar, eleştirilerini belirtmişler ve süreç içinde desteklerini de vermişlerdir. Bütünü gözardı ederek ortaya çıkan sonuçları dar bir çerçevede ele alıp kötü gösterme tavrı haksız bir tavırdır ve biz Program çalışanları tarafından anlaşılamamakta, tepki gösterilmektedir.
Burada daha da vahim bir yanlış gayet kompleks bir konu olan kentsel koruma/rehabilitasyon, “parsel bazında restorasyon” gibi tuhaf bir kavram içine sıkıştırılıp bunun üzerinden bir tartışmanın ortaya çıkmasıdır. Sanki mesele buradaymış gibi. Kentsel koruma bu sığ tartışma seviyesinde ele alınamaz. Bir kentsel çevreyi bütün değerleriyle korumak üzere yola çıkan her proje bütün içinde tek tek her bir parseli ve o parselin mülk sahiplerini ve üzerinde bina varsa içinde ve etrafında yaşayanları ele almak, doğru analiz etmek ve bütüne ilişkin çözümleri içinde değerlendirmek zorundadır. Birleştirilir mi, birleştirilmez mi, başka türlü korunur mu korunmaz mı, nasıl korunur, ne kadar korunur, günümüz yaşam koşullarına(!) nasıl uyarlanır bunlar da her bir parselin durumu gözönünde bulundurularak değerlendirilecek sorulardır.
Fener ve Balat Semtleri Rehabilitasyon Programı tamamlanmıştır, sonuçlarını ise biz çalışanları olarak her zaman olumlu ve olumsuz yanlarıyla çekinmeden ifade ettik. Şimdi, aynı yerde yürütülen “kentsel dönüşüm” projesinin olası etkilerini ve sonuçlarını tartışmak zorundayız çünkü bu proje ile yapılması öngörülen müdahalelerin İstanbul’un önemli tarihi yerleri olan Fener ve Balat Semtleri ve benzeri başka “yer”lerde, “parsel bazı” her neyse bu ölçeğin çok ötesinde köklü ve sarsıcı etkileri olacaktır. Şu sırada konu asıl budur.
18 Kasım 2009
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Mimdap - Seval Kalkan
|
 |
« Yanıtla #18 : 23 Kasım 2009, 03:45:01 ÖS » |
|
Yorum: sevim bener
Sayın Burçin Altınsay’ın bu değerlendirmesinin daha serin olduğunu ve mantıklı bir tabana dayandığını söylemek lazım. Çünkü Fikret hocanın söyleşi metninde hiç olmayan bazı konuları Emrah bey daha önce yazmış olduğu “korumacı mimarlara çağrı” başlığından alarak buraya aktarmış ve parsellerin birleştirilmesi konusuna mesnetlemiştir. Siz oysa diyorsunuz ki,”Burada daha da vahim bir yanlış gayet kompleks bir konu olan kentsel koruma/rehabilitasyon, “parsel bazında restorasyon” gibi tuhaf bir kavram içine sıkıştırılıp bunun üzerinden bir tartışmanın ortaya çıkmasıdır. Sanki mesele buradaymış gibi” En azından burada Emrah bey gibi formlarda düşünmediğinizi anlıyorum.
Öte yandan yine yazınızda “Birleştirilir mi, birleştirilmez mi, başka türlü korunur mu korunmaz mı, nasıl korunur, ne kadar korunur, günümüz yaşam koşullarına(!) nasıl uyarlanır bunlar da her bir parselin durumu gözönünde bulundurularak değerlendirilecek sorulardır.” demişsiniz. Budur efendim işte, tasarımcı tarihsel koşullar içinde mevcut bilgi birikimi ve korumayı da içeren kültür uyarınca bir sentezde bulunur. Ayrıca bu işin kurulu var, tartışma zemini var. Ters olan şey, biz Fener Balat içinde şu yıllarda şu şekilde şunları yaptık (iyi yapmışsınız ellerinize sağlık) olursa bu biçimde olur başka türlüsü olmaz biçimindeki açıklamalardır. Emrah beyin bu yönlü agresif açıklamaları yukarıdaki tartışmalara yol açtığı kanaatindeyim. Her çalışmanın bir sosyolojik zemini, bir tarihsel kesiti, koruma nesnesine yaklaşımı, tasarım fikri, koruma alanının değerlendirilme biçimi bir çok evrensel ilkenin yanında ayrılıklar gösterir. Bunlardan sadece izlenmiş bir yöntemi “tek doğru” halinde kabul edip diğerlerini aforoz etmeye çalışmak akılcı değil. Ayrıca bu tavır da gereksiz, yapana birşey kazandırmıyor. Biz yıllardır sonu gelmeyen kavgalardan, meslek sınırları içindeki itişip kakışmadan usandık. Ne için yani?
18 Kasım 2009
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Mimdap - Seval Kalkan
|
 |
« Yanıtla #19 : 23 Kasım 2009, 03:46:00 ÖS » |
|
Yorum: Burçin Altınsay
Benim burada yazdıklarımın Emrah Bey’in yorumlarına karşı düşecek şekilde yeniden (!) yorumlanmasına doğrusu şaşırdım. Ben Emrah’ın yorumlarını okuduğumda “tek doğru çözüm bizim yaptığımızdır başka türlü olmaz” yönünde bir iddia veya agresif bir tutum görmüyorum. Sadece birlikte çalıştığımız Fener ve Balat Rehabilitasyon Programı’nın uygulamaları ve sonuçlarına dair eksik ve yanlış bilgiler verilmesine ve haksız değerlendirmelere itiraz ettiğini görüyorum ki aynı itirazı ben de yapıyorum. Konunun buradan dar bir alana çekilerek “bu yapılar küçük parsellere oturmaktadır, bu parseller birleştirilmeden korunamaz” gibi bir arguman yaratılarak tam aksine tek çözümün parselleri birleştirmek olduğu yönünde ortaya konan iddiaya karşılık konuyu gündemde olan kentsel dönüşüm projelerine bağlayarak eleştirilerini getirdiğini görüyorum.
“Birleştirilir mi, birleştirilmez mi, başka türlü korunur mu korunmaz mı, nasıl korunur, ne kadar korunur, günümüz yaşam koşullarına(!) nasıl uyarlanır bunlar da her bir parselin durumu gözönünde bulundurularak değerlendirilecek sorulardır.” Kinaye taşıdığını vurgulamak istediğim bu cümlemle ise yapılmaya çalışılan genellemelere ve toptan yargılara karşı görüş bildirdiğimi düşünüyorum. Burada tarihi değeri olan ve bu değerleri nedeniyle korunması gerekli çevrelerden sözediyoruz, bu durumda elbette korumacı mimarların önemli önceliklerinden biri bizzat o korunmaya değer bulunan ögelerin korunmasıdır.
Gerçek koruma maddi varlık olarak bize ulaşmış fiziksel unsurların olabildiğince bir bütün olarak korunmasıdır. Bunu yapabilmenin yöntemleri vardır ve bizim çalışmalarmızla en azından böyle bir korumanın olabilirliği örneklenmiştir.
Bu tür yerlerin haline çözüm olarak üretilen toplu ve tek elden yapılan müdahaleler ise buralardaki özgül oluşum biçimini ve süreç içinde değişerek gelişme potansiyelini ta baştan yok eder. Yerine konulan herhangi bir ürün bu kaybı karşılayamaz. Çünkü kendi öncelikleri ve gerekçeleriyle kurgulanan bütünlükler, bulunduğu yerle etkileşimleri gözardı ederek kendini empoze eder. Bu şekilde üretilenin ancak subjektif bir değeri olabilir.
Yapılan işlere, olan biteni doğru değerlendirmeden yapılan yanlışlarla dolu yorumlar yapıldığı sürece meslek ortamında itişmeler olacaktır. Sanırım bu itişmeyi yaratan gerçek bilgilerin ortaya konulması değildir.
19 Kasım 2009
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Mimdap - Seval Kalkan
|
 |
« Yanıtla #20 : 23 Kasım 2009, 03:47:04 ÖS » |
|
Yorum: sevim bener
Ben sizin yazdıklarınızı mantıklı bulduğumu, konuyu tartışma üslubuna daha olumlu taşıdığınızı vurgulamıştım. Sözlerinizden bir bölümünü de alıntı yapmıştım sayın Burçin Altınsay. Emrah beyin çok kati, maddeler halinde yazdığı metin bu yorumların altında değilse de forum bölümünde var. Dolayısıyla “nasıl korunacağı, nasıl yenileneceği, nasıl yaşatılacağı,…” sorularına biricik yöntemle bu denli kati cevap verilemeyeceğini, koşullarına bağlı ve tasarımcının yönelimlerine göre değişiklikler olabileceğini Fikret hocanın bence önemli açıklamalarının altına eklemiştim. sizin söylediğiniz gibi Emrah beyin yorumlarına ters düşecek şekilde sizin yorumlarınızı yorumlamak değil, sizin metninizin daha açık daha serbest ve korumanın biçimlerin tartışılabileceğini bahsetmenize açıkçası sevinmiştim.
“Doğru değerlendirme ve doğru bilgilenme” vurguları tartışma ortamında yapılır ama bilgilenme ve kabullerin bir tekeli olamaz. Bu tavır (doğru bilgilenin (!) tavrı) tartışmayı yürütenin kendisinden başkasını bilgisiz adletmesine doğru ilerliyor ki burası biraz garip. İtişme geleneği çoğunlukla bilgi edinememekten, eksik bilgilenmeden olmaz bana kalırsa. Ayrıca eksiklik varsa herzaman tamalanır, düzeltilir. Bugüne kadar mimarlık ailesinde gördüğüm itişmelerin “bilgiyle” pek doğrudan bir ilgisi olmadı. Başka sebepleri vardı. Saygılar
19 Kasım 2009
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Mimdap - Seval Kalkan
|
 |
« Yanıtla #21 : 23 Kasım 2009, 03:48:27 ÖS » |
|
Yorum: Cem Ersevil
İddianızı ispat için yeni iddialara başvurmak ve bazı slogan sözleri sık sık tekrar etmek sizin ruh halinizi yansıtır sadece. Benim yorum cevabım sizin çalışmanıza bir gönderme yapmıyor, kendime göre ne olursa iyi olur ondan bahsediyorum ve hocamızın emeklerini takdir ediyorum. Onun çalışmasını bilmiyordum ve onun çalışması sayesinde şimdi sizin de üzerinde bu kadar sahiplendiğiniz bir ortama kavuşulduğunu açıklamaya çalıştım.
Emrah bey, öyle size cevap vermek gerekir diye suçlamanıza gerek olunacak birşey yok ortalıkta. Fikret Hocamızın asıl anlatmaya çalıştıklarından bizi uzaklaştırıp kendi durumunuzu tartışmaya açmanızı anlamış değilim.
Gelelim şu otuz yıl önce terk edilen yöntemlerle yenileme projeleri yapıldığı savınıza. Bu biçimde “otuz yıl önce terkedilen koruma yöntemleri” klişesini ben bu ülkede her yeni ortaya birşey koyana söyleyenlerden hatırlıyorum, siz de galiba bu sözden çok etkilenmişsiniz. Bir çok mimarlık medyasını -ki son zamanlarda ülkemizde de var bu yayınlar- izlerseniz gözünüze çarpan İtalya kıyıları, İspanya daki dönüşüm alanları, İngiltere’de yıllardır yapılanları ve bugün henüz yapılmakta olanları Barselona’yı nereye koyuyorsunuz? Edinburg mesela, Londara’daki dönüşüm alanları… Dünyada sayısız örnekleri olan şeyleri görmeyelim mi diyorsunuz yani? Size ben onlarca şimdi süren ve son yıl içindeki yenileme dönüşüm alanı-projesi ismi veririm. Bu konuyu bir kör döğüşüne çevirmeyin ve kendi dışınızdakileri kör sağır ve dilsiz zannetmeyin lütfen.
Sizler bir program doğrultusunda bir çalışma yapmışsınız, kimse size ihanet etmişsiniz falan demiyor ki, başka açılardan daha büyük, daha değişik perspektiflerden başka yenileme-koruma çalışmalarının olabileceğini söylüyor. Bundan doğal birşey de olmaz.
Saygılar
19 Kasım 2009
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Mimdap - Seval Kalkan
|
 |
« Yanıtla #22 : 23 Kasım 2009, 03:49:41 ÖS » |
|
Yorum: nebahat çöllü
sayın Evci yaptığınız iş gerçekten inanılmaz. bu ülkede sabit düşünceleri değiştirmek atomu parçalamaktan zordur. bir manada putları kırıyorsunuz. zamanı vaktinden beri kıra kıra yürümüşsünüz. önünüze çıkan şimdiye kadar çok olmuştur. şimdi de olacaktır. bize Zeyrek- Fener-Balat üçgeninden anlattıklarınız mimarlık ve koruma dünyamız için yazılı foto roman gibi. şimdiki genç nesil kaçırmaz ve bu bilgileri okur diye ummak istiyorum. başarılı çalışmalarınızın devamını temenni eder teşekkür ederim.
nebahat çöllü
19 Kasım 2009
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Mimdap - Seval Kalkan
|
 |
« Yanıtla #23 : 23 Kasım 2009, 03:51:57 ÖS » |
|
Yorum: Ahmet Demirci
Sayın Fikret Evci, söyleşinizden çok önemli notlar aldım kendim için. Bu memlekette birşeyi ortaya koymak yetkililer tarafından desteklenmek için yeterli olmuyor. Hem proje yapıpıp hem onları devlet katında kabul ettirmekle uğraşıyorsun. Bu da yetmiyor önce kabul ettikleri işleri sonra red ediyorlar. Yıllar sonra başka isimlerle tekrar başlıyorlar. Bu denli kadir kıymet bilmeyen bir düzen bu. Böyle bir düzende sebatlı çalışmaları yürütmek çok zor. Niye bilim ve meslek insanları yıllarını versinler. Galiba doğru işlerin yapılamamasının ve kamu alanının yaz boz tahtasına dönmesi bu yüzden.
Ders verici bir söyleşi, sağolun.
20 Kasım 2009
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Mimdap - Seval Kalkan
|
 |
« Yanıtla #24 : 23 Kasım 2009, 03:53:25 ÖS » |
|
Yorum: Mehmet Fidan
Sayın F. Evci bence bu açıklıkta konuşulmuş koruma alanına önemli bir değerlendirme imkanı sunan önemli bir söyleşi gerçekleşmiş. Size ve yayıncı kuruluşa teşekkürler.
Söyleşinizin bir yerinde “‘Soğuk Çeşme Sokağı’ gibi bir yeri gösteremezsiniz. O zaman Çelik Gülersoy çok eleştirildi, biz de eleştirdik. Ama yok, kalmadı, öyle bir semt, gerçek bir mahalle korunamadı ki. Niye korunamadı? Korumacılık anlayışımızı çağdaş koşullara uygun bir şekilde değiştiremediğimiz için. Bunun sorumlusu biz ve bizden evvelki kuşaktır. Avrupa’da harpten sonra birçok mahalle sonradan inşa edilmiştir. Soğuk Çeşme Sokağı da sonradan yapıldı, tamam, binalar sahne dekoru gibi vs. Ama soruyorum size: Bu anlamda İstanbul’da toplu halde binaların restore edildiği, geleneksel ahşap mimarisinin izlenebildiği bir semt veya bir sokak varmı? 2005 yılında bir nebze olsun toplu korumacılık anlayışı getiren kanun çıktı, 4 yıl geçti, doğru dürüst uygulamalar yapılabilmesi için bakalım daha kaç yıl geçecek…” diyorsunuz ya, bu satırların bilgisini ben de biliyordum ama sizin bu söylediğinizi şöyle düşündüm. Hakikaten geriye dönüp baktığımızda baştan aşağıya korunmuş ya da yenilenmiş kaç sokağı var İstanbul’un. Bir kaç tane sayılabilir belki. Onun dışında ise önemli tekil binalardan söz edilebilir. Soğukçeşme Sokağı yapıldığında bugünkü anlamında olmasa bile gerçekten çok eleştiri gelmişti. O zaman öyle suçlamaya matuf değil sadece akademi dünyasında biraz düşük gözle bakmaya yönelik eleştiriler olmuştu. Fakat geriye dönün ve bakın bir, imparatorluk sarayının yanında korunmuş, o günün izlerini taşıyan ele güne karşı gösterilen üstelik ahşap mimarlığı anlatan bir sokak var sonuçta. Şimdi mesela Four Season ek binası için fırtınalar kopuyor unesco gelip rapor tutuyor, eleştiriler devam ediyor. Bu sürece ve duyarlılğa bir diyeceğim yok, izliyoruz ve hepimiz öğreniyoruz. Hemen o otelin sokağını, bitişik sokakları bir bütün Cankurtaran’ı bir gezin bakalım ne göreceksiniz. Hepsi otel pansiyon adı altında tekil çabalarla ne hale gelmiş. Nasıl her biri hormonlu gibi sağından solundan çatısından börtlemiş. Geçmişe benzetmeler, boyamalar, renkler… Üstelik uyum sağlamak adına. İçlerine giren var mı? Ben bir kaçına teklif vermek için (ancak başarılı olamadığım bir girişim oldu) girdim. İçindeki plan değişiklikleri anlatılır gibi değil. Üstelik de bütün fen kuralları hiçe sayılarak. İki bina birleştiriliyor örnek vermek gerekirse, çalışan bir otel yandaki konut olarak kullanılan evi alıyor aradaki duvardan kapılar koridorlar, sonra bir konut evi daha diyelim kira olarak alıyor onu da ekliyor ve bir bina gibi “istediği gibi değiştirerek” kendi kullanımı için dönüştürüyor. Altını da oyuyor bazen, bodrum çıkarıyor bahçenin altına otopark… Aslında örneğini verdiğim koca semt bence kendiliğinden gibi görünen “kentsel dönüşüm” içinde. Orada ucuz konaklama pazarı oluşturmak isteyen gruplar çevreyi, tarihi, fizik mekanı, kullanım ilişkisini, mülkiyeti… ilgili ne varsa dönüştürüyor. Bildiğimiz bir proje, ortaya konan bir araştırma, tanımlanmış bir süreç var mı? Hani şu yenileme alanları için irdelediğimiz soruları soracağımız, duyarlılklarımızı sınayacağımız bir muhattap gereğinde bağırıp çağıracağımız birileri var mı? “Halk” kendi kendine kendi için (kendi için olduğuna göre toplum için de uygundur herhalde) koruma alanını dönüştürüyor. Nerede bu yer, tarihi kentin tam merkezinde, tarihin kalbinde. Başka bir süreç bu ve biz ekonomik-sosyal-kültürel-toplumsal-siyasal “gelişmeler” karşısında aslında izleyiciyiz. Benim gibi kenarda olanlar elbette izleyici ama şu görevleri gereği bu işlerle ilgili olan kurumlar, kurullar onlar da izleyici. Bir de kendilerine vazife çıkarıp kentin korunması için çalışanlar onlar da “izleyici” aslında. Verdiğim örnek semtte yapılan değişimler, yukarıdaki yorumlarda üzerinde konuşulan Fener Balat içinde şu tartışmaya konu 121 parselden de şimdiki yenileme projesi kapsamından da küçük değil. Ama “duyarlı kamu hakları koruyucuları”nın dikkatini celbetmiyor bu tarz gelişme ve “dönüşüm”ler.
İşte sayın hocamızın söyleşisini okurken bunları farkettim. O sözde kılı kırk yaran ve mükemmelliyetçi bakış açısını zerk ederek yapılanları genellikle olumsuzlayanları hatırladım ve Soğukçeşme Sokağı için bugün geriye dönüp baktığımızda elde ne var diye sordum. Çelik bey bu eleştirilerden bezmiş olsa ve “bırak kardeşim ne uğraşacağım” dese bugün Soğukçeşme olmazdı. Boğazda Turing kurumunun ayağa kaldırdığı eserlerimiz olmazdı.
Şimdi belki bunları da bir parça düşünmemiz icap eder.
Tekrar hocamıza teşekkürler ederim.
Mehmet Fidan
22 Kasım 2009
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
tugba sariyildiz
|
 |
« Yanıtla #25 : 12 Mayıs 2010, 01:51:58 ÖS » |
|
Yorum: Necati Uzun
bu konular daha istanbul’un ve ülkenin tam bilmediği üzerinde yeterli pratiğin bulunmadığı konular. yavaş yavaş öğreniliyor.
25 Kasım 2009
|
|
|
|
« Son Düzenleme: 12 Mayıs 2010, 01:56:31 ÖS Gönderen: tugba sariyildiz »
|
Logged
|
|
|
|
|
tugba sariyildiz
|
 |
« Yanıtla #26 : 12 Mayıs 2010, 01:55:58 ÖS » |
|
Yorum: Ejder
ben beyoglu tarlabaşında yaşayan bi bireyim ben fatihdeki projenin orada mevcud tapulu mülk sahiplerini koruduguna inanmıyorum şimdi günümüzde tutturmuşlar kentsel yenileme ya arkadaş kentin bu kadar çökmesinin sebebi bölgeye sit alanı demeniz ve yaşayan insanlara tek bi çivi dahi çakmalrına izin vermediginiz için oralar viraneye dönüyor örnek olarak beyoglu tarlabaşı semtinde sözde kentsel yenileme diyerek mevcud mülk sahiplerinin tapulu yerlerini 5366 sayılı acele kamulaştırma kanunu tehtit unsuru olarakkullanıp bölgedeki insanları yerinden ediyorlar belediye ve şirketin bi teklifini örnek olarak sizlere sunuyum 5 katlı toplamda 405 metrekarelik bi binaya sahip tapulu mülk shibine proje sonunda 92 metrekare bodrum daire teklif ediyorlar ama şirket ise ada bazında örnek verdigim bu binnın yerine yeraltı yerüstü toplam 1130 metrekare inşaat yapıyor şimdi madem şirkete çok katlı inşaat izni verilebiliniyorda neden tapu sahiplerine çivi dahi çakmalarının 2 ila 5 yıl arsında anıtlar kurulundan izin çıkmazken şirkete bu kadar çok katlı inşaat izni vermek vatan hayinligi deyilmi artı sözde belediye ihaleyi yüzde 42 katkarşılıgı vermişti ama örnek verdigim binanın sahibine sadece yüzde 10 bile gelmeyen bi teklifde bulunuyor beyoglu belediyesi bu düpedüz 5366 sayılı kanunu kendi çıkarlarına göre kulanmak isteyen soykırımcı mahlukatlar hiç demiyceklermi ya agzımızdan tapu sahiplerinin kanı akıyor ama ya birgünde adalet bize lazım olursa diye hiç mi düşünmezler şimdi herkese şunu soruyom kanunla şikayet merciler kısıtlanmış ve şuanda 5 katlı binanız varken sözde kentsel yenilemeden sonra sadece 1 kata sahip olacaksınız ama şirket ve belediye ise yer altı yerüstü 14 ila 17 katlı binalar yapacak inanmayan TARLABAŞI YENİLENİYOR diyerek google girin ne dedigimi anlarsınız
29 Kasım 2009
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
tugba sariyildiz
|
 |
« Yanıtla #27 : 12 Mayıs 2010, 01:57:11 ÖS » |
|
Yorum: Anonymous
14-17 kat ne kadar doğruysa, Tarlabaşı için çıkartılan söylentiler de o kadar doğrudur. Malsahiplerinin neredeyse tümünün anlaştığı söyleniyor…
30 Kasım 2009
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
tugba sariyildiz
|
 |
« Yanıtla #28 : 12 Mayıs 2010, 01:57:56 ÖS » |
|
Yorum: Gülten Arıcı
yukarıdaki beyefendinin (ejder beyi kastediyorum) bu sayfanın olur olmaz bütün konularında standart olarak bu yorumu yaptığını görebilirsiniz. bana kalırsa bilgisizliğin geldiği son nokta. nasıl tarlabaşı’nda yer üstünde 14-17 kat yoksa şimdi söylediği oranlar da gerçek değil. burada da girmiş “fener-balat’ta da öyle olduğunu zannediyorum” diyerek yine bildiği nakaratı okuyor. işte bu kadar söylentiye bir anlamda şehir efsanesi yaratmaya dönük gerçekle alakası olmayan şeyler bunlar. bu arkadaşımızın böyle anlatmakta bir maksadı, çıkarı olabilir ve bir anlamda o yüzden iddiasını her yerde dile getirmesini anlayabiliriz. ama koca meslekleri olan, bazıları hocalık yapanlarınbu hikayeleri hiç araştırmadan kabul etmeleri hiç anlaşılır değil.
30 Kasım 2009
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
tugba sariyildiz
|
 |
« Yanıtla #29 : 12 Mayıs 2010, 02:07:00 ÖS » |
|
Yorum: Ejder
GÜLTEN ARICI hitaben hanfendi bilgisizlikle suçlayacagına yazıyı dogru okusun yeraltı yerüstü toplamda 14 ila 17 kattan bahsediyom ayrıca şuanki yapılşmadanda bahsetmiyom yapılacak inşaattan bahsediyom siz gülten hanım yazıyı dogru dürüst bi şekilde okusaydınız yazı yazmadan önce google dan tarlabaşı yenileniyora girer yapılacak inşaatın ne kadar oldugunu anlardınız kibir çok kötü bişeydir önce ne dendigini dogru anlamak lazım şimdi tarlabaşında 360 adanın projesi ne biliyormusun yeraltına 4 kat otopark 3 kat işmerkezi 1 kat sıgınak yer üstüne ise sokak tarafına 6 kat cadde tarafına ise 9 katlı işmerkezi projesi var gap inşaatın bunu ben söylemiyom beyoglu belediyesinin resmi internet sayfasından herkes ögrenebilir tabi ögrenmek isteyen ve yazılanı dogru okumasını bilenler için geçerli şimdi ben belediyenin internet sayfasının yalancısıyım bide mevcud tapu sahiplerini yok ediyor iddamda devam ediyor çünkü projeden önce 5 katlı binaya sahip tapu sahiplerine o yaptıkları devasa inşaatlara rahmen sadece 1 kat oda bodrum veya giriş katı olmak kaydıyla teklif ediyorlar dogruları her zaman her platformda söylerim artı mal sahiplerinin tümüyle anlaştıkları haberleri yalan çünkü aralık 15 de beyoglu belediyesi yaklaşık 40 tane tapu sahibiyle kamulaştırma davası var yani her şeyleri noksan
1 Aralık 2009
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|