|
Post değil ‘köhne modernizm’
Beral MADRA
İstanbul 2010 macerası son dört ayına girdi; her ay gazetelerde tam sayfa çıkan etkinliklere katılanlar ve bu projeleri gerçekleştirenler için yoğun geçecek bir dönem. Projelerini gerçekleştirmek için yaklaşık iki yıldır bürokratik engelleri yılmadan aşmaya çalışan dirençli yaratıcı insanlar ve kamusal para ilk kez AB kriterleri koşullarında buluştu. Kültür başkenti olmanın birkaç koşulundan en önemlisi de buydu.
Para ve yaratıcı insan arasındaki bu etkileşimin sonuçlarını şimdilik etkinliklerde görüyoruz. Yaratıcı insan bu paraya kavuşurken, paranın ona ulaşmasını sağlayan bütün ara birimlerle olan ilişkisi, bürokratlar ve teknokratların sanat projelerini öğrenmesi, öngörü ve istekleri karşılamak için yeni yöntemlerin aranması, kamusal paranın sağladığı bağımsızlık ve farklı kitlelerin günümüz sanatını benimsemesi gibi iyileştirmeleri de yaşayabiliriz önümüzdeki dönemde…Bu iyimser saptamalar, basın ve medyada İstanbul 2010 hakkında hep olumsuz haberler duymaya alışmış okuyucuya tuhaf gelecektir. Hâlâ Türkiye’ye özgü bir modernist platformda duruyorsanız, ‘seçkinler için yüksek ve yüce bir yaratıcılık’ olarak değerlendirir ve bunun gereklerinin yerine gelmesini istersiniz. Gösteri Toplumu’nun dirençsiz bir bireyi olmayı yeğliyorsanız, ‘kitlenin uyuşturulması için büyük eğlence’ olarak değerlendirir ve bu tür etkinliklerin yapılmasını istersiniz. Neo-liberal kapitalizmin savunucuysanız, ‘saygınlık ve markalaşma aracı’ olarak görürsünüz. Olaya nereden baktığınıza bağlı… Basın ve medya olaya bu açılardan baktı, şimdiye kadar.
Küresel kültür sanayi bunların hepsini kapsıyor ama sanat yapıtları bu karmaşa içinde biçim, amaç, işlev ve söylemleriyle eleştirel, ilişkisel bir estetik ve direniş alanları oluşturuyor. Sanat yapıtı üretimine kamusal paranın içeriğe ve biçime karışmadan girmesi bu üretime güç veriyor.
İstanbul 2010 macerası sanat ve kültür konularının sürekli gündemde kalmasında da yaradı; gerçi bugüne değin bu konularla ilgilenmeyen herkes ilgilenmeye başlayınca ortaya bir ‘bilgi eksikliği’ durumu da çıktı. Bu da başka bir sorunu işaret ediyor. Yaratıcılık alanlarında iş üretmek isteyenlerin olduğu kadar bu işleri yürütenler ve bu işler üstüne yazmak isteyenlerin eğitiminde bir 20.yy sanat ve kültür bilgisi ve belleği olmalıdır! Günümüz kültür sanayinin ideolojik, kuramsal ve estetik temelini oluşturan bu bilgi söz konusu sanat üretimlerinin geniş kitlelere sunulduğu kurumların içeriği, yönetimi ve işletmesi için de gerekli.
Türkiye’deki devlet ve yerel yönetim sanat ve kültür kurumları bu bilgi göz ardı edilerek yönetildi bugüne kadar. En çarpıcı örnek de İstanbul 2010 Ajansı’nın kabahat hanesine yazılmaya çalışılan AKM’dir. Bütün ilgimiz bu binanın yenilenmesine odaklandı ve her zaman olduğu gibi zarfla ilgilenip mazrufu unutuyoruz. Bu binanın içindeki bilgi ve yönetim neydi ki?
Ben bu binanın sergi katında rahmetli Nilgün Özayten’in müdürlüğü sırasında birçok uluslararası sergi gerçekleştirdim, 80’ler ve 90’larda. O olmasaydı yapamazdık zaten. Onun Kültür Bakanlığı’nın bina üstündeki tuhaf tasarrufları, yönetimdeki geri kalmışlık ile nasıl boğuştuğuna çok kez tanık olduk. Bizler de bu sergi salonunda sergilerimizi yapabilmek için büyük mücadeleler ve ödünler verdik! Sergi bittiğinde, bir daha burada sergi açmayalım, derdik! Sonunda binanın yönetimi giderek yozlaştı ve 90’ların ortasından sonra bu sergi alanını niteliksiz etkinliklere ve amatörlerin ticari çıkarlarına terk ettik. Kültür Bakanlığı 1995 öncesi ve sonrası sergi listelerini bir karşılaştırıp, bu salonun nasıl küme düştüğünü saptayabilir.
AKM içeriği ve yönetimi günümüze özgü kültür sanayi açısından 1980’lerde değişmesi gereken bir sistemi temsil ediyor. Bu açıdan bakıldığında, gerçekte binanın yenilenmesine karşı çıkılırken, binanın içeriğini oluşturan bilgisizliğin ve köhne modernizmin değişmesi istenmiyor. Bina yenilendiğinde, mekânların işlevleri de yenilenecek; dolayısıyla bu işlevler yeni bir içerik ve yönetim gerektirecek. Tabanlıoğlu, babasına ve toplumun isteklerine karşı büyük bir saygı göstererek binayı olabildiğince az yenilese bile, ister istemez bir değişim gerçekleşecek.
Burada değişimin ve yerine gelecek sistemin ne olacağı konusunda iyimser olmak ise zor; çünkü düzen değişikliği, başka bir bozuk düzene, yani ‘özelleştirme’ye dönüşüveriyor. Sonuçta devlet yönetemediği bir kurumdan kurtulmak istiyor ve kurumdan yararlanan kitleyi bir işletmecinin insafına bırakıyor! İstanbul’da sanat üreticisinin kullanacağı çok mekân var, ama bunlar ihale ile bir işletmeciye verilmiş ve kiralık! Her türlü etkinliğe kiralık; yani birisinin uluslararası sanat etkinliğinden sonra başka birisi gelip şirket tanıtımı yapabilir…
Zaman içinde sona ve dona kalan modernist kale AKM’nin birçok rakibi ve ardılı oluştu; Post-modern bir kırılmanın işaretleri olarak.. Bunlar AKM’ye gidenlerin gitmedikleri çevre ilçelerdeki kültür ve sanat merkezleri… Bir ucu Tuzla, öteki ucu Küçükçekmece, bu birbirinden donanımlı konser salonlu ve bulundukları ilçelerin zanaat, toplumsal etkileşim ve kültür gereksinimini karşılayan ve hayatında AKM’ye hiç gitmemiş insanlara hizmet veren kültür merkezleri; aynı zamanda belediyelerin imaj ve siyasal çıkarlarına da yarıyor. Neo-klasik sütunlu giriş, cam dış yüzey, mermer ve granit zemin ve sütunlar, bol koridorlu iç mekânlardan oluşan melez mimarileri karikatür gibi, kuşkusuz… Yönetim ve içerikleri de sözünü ettiğim sorunları barındırıyor; dolayısıyla dış Post-modern ama iç AKM’nin temsil ettiği köhne Modern!
Kamusal sergi ve etkinlik mekânı, yani sanat üreticisinin ve tüketicisinin gereksinimlerine ve çıkarlarına hizmet eden kurumlar denildiğinde elimizde bunlar var; ancak bunlar artık yeterli değil! Sanat üreticisini ve tüketicisini ‘kırk satır mı istersin, kırk katır mı’ sorusuna mahkûm etmeye de hiç kimsenin hakkı yok!
İstanbul 2010 proje süreçlerinde hiçbir şey olmuyorsa en azından taşlar yerinden oynuyor, sorunlar iyice açığa çıkıyor ve insanlar kamusal paranın nasıl kullanılması gerektiği konusunda bilinçleniyorlar. Umut edelim ki sanat üretimini güçlendiren, kitlelere sanat aracılığıyla zihinsel değişim aşılayan yeni bir kültür sanayinin temelleri atılmış olsun.
---
Kaynaklar: Radikal
---
‘Yeni proje uygulanmalı’
AKM’nin daha fazla vakit kaybedilmeden Tabanlıoğlu Mimarlık tarafından hazırlanan ve onaylanan projeye uygun olarak, yenileme uygulamasının başlatılmasını, kimliğinin, özgün niteliklerinin, kentliyle ve kentle ilişkisinin ve nice simgesel değerlerinin yaşatılmasını, sürdürülmesini dilerim.
Temeli 1946’da Vali Lütfi Kırdar tarafından atılan, Cumhuriyet döneminin simge yapılarından Atatürk Kültür Merkezi (AKM) temel atılışından 23 yıl sonra, 1969’da açılmış, açılıştan 1 yıl sonra da kuşkulu bir yangın sonucu 1977’ye kadar kapalı kalmıştı. 2005’te de AKM’nin yıkılarak yenilenmesi gündeme gelmişti. (Gerekçelerden biri de yapının “çirkin” olması olarak gösterilmesiydi.)AKM 2008’den beri de “yenilenmek” üzere kapalı…AKM, 1999’da Kültür Bakanlığı İstanbul 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu tarafından tescil edilmesine rağmen, alınan tescil kararının kaldırılması önerisi 2006’da yine Kültür Bakanlığı tarafından gündeme getirildi. Çünkü Ekim 2007’de 2010 Ajansı için hazırlanan yasa taslağına “AKM’nin yeniden yıkılıp yapılması” hükmü konacaktı. Buna karşılık İstanbul 1 Numaralı Koruma Kurulu da Kasım 2007’de AKM’yi Birinci Grup Kültür Varlığı olarak tescil etti. Buna göre artık AKM zaten yıkılamazdı! Yıkımın durdurulması sonrasında AKM için İstanbul 2010 Kültür Başkenti Ajansı sorumluluğunda yapının mimarı Hayati Tabanlıoğlu’nun oğlu Murat Tabanlıoğlu tarafından hazırlanan “yenileme projesi” de binanın özgün nitelikleri ve değerlerinin kaybına neden olacağı gerekçesiyle Kültür Sanat-Sen’in geçen yıl açtığı dava sonucu yargı tarafından durdurulmuştu.
Sonrasında söz konusu proje revizyon sürecine sokularak bir uzlaşı aranmış, 2010 Ajansı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi, Kültür Sanat Sendikası, Özerk Sanat Konseyi vb. gibi farklı kültür ve sanat kurum ve kuruluşlarının yer aldığı bir temsilciler grubu, proje müellifi Tabanlıoğlu Mimarlık’tan revizyon projesi hakkında bilgi alarak projeye dair eleştiri ve çekincelerini dile getirmişler ve izleyen süreçte ortak kararlarda buluşulmuştu.
Karara varılan bu proje Bakanlık tarafından 5 Haziran’da onaylandı ve 2010 Ajansı’na gönderildi. Ancak Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Başkanı Prof. Dr. Deniz İncedayı, “2010 Ajansı uygulama için gerekli olan ödeneği henüz aktarmamıştır ve görev süresi tamamlanmamış olmasına karşın bu konudaki yasal sorumluluğunu ertelemektedir” diyor.
Geçen günlerde AKM, tam anlamıyla protestolara “seyirci” oldu: Binanın önünde ardı ardına açıklama yapan 2010 Ajansı ile Kültür Sanat-Sen, AKM’nin belirsiz bekleyişinden birbirlerini sorumlu tuttular. Basına yansıyan haberlere bakılacak olursa Tabanlıoğlu’nun uzlaşma toplantıları öncesindeki yenileme projesine yapılan itirazları anlamaya çalışıyordu kamuoyu yeniden! Biz de söyleşimize Prof Dr. Deniz İncedayı ile bu noktadan başlıyoruz:
- Murat Tabanlıoğlu’nun “yenileme projesi” yıkma, yeniden bambaşka bir yüz kazandırma projesi değildi: Bu projede nelere itiraz edildi? Sonrasında nasıl bir projede görüş birliğine varıldı? - Evet, bu proje bir koruma, yenileme projesiydi, ancak bazı noktalarda AKM gibi mimarlık ve kültür tarihi açısından çok boyutlu değer taşıyan bir binanın özgün niteliklerini belirli noktalarda farklılaştıran müdahaleler içeriyordu. Bunlar 2863 sayılı koruma yasasına ve mevzuata aykırılık oluşturuyordu. İlgili kurum ve kuruluşların itirazları bu noktalara oldu.
Örneğin, yeni cephe düzenlemesindeki yoruma ya da Kültür Merkezi’nin üst katına önerilen özel bir restoran işletmesine itirazlar geldi. Topluma mal olmuş AKM’nin kamuya açıklığı, şeffaflığı, ulaşılabilirliği ve ekonomik açıdan erişilebilirliği bu boyutun bir parçası, kimliğin bir tamamlayıcısı.
AKM de gerek kentlisiyle, kentle ve Cumhuriyet Meydanı’yla ilişkisi, gerek kentliyle kentliyi buluşturması açılarından önemli bir kamusal hizmeti karşılıyordu. Bu nedenle özelleştirmeci bir yaklaşımın, üst gelir gruplarının kullanımıyla sınırlanacak hizmet anlayışının kompleksin kültürel kimliğiyle bütünleşmeyeceği düşünülerek itiraz edilmiştir.
- Aslında restoran için dünyada da benzer uygulamaların olduğu söylenerek eleştiriler size çevrildi. Örneğin, restorana karşı çıkılması eleştirildi. - Konu, restoran olması ya da olmamasına indirgenmemeli. Tartışmayı biraz daha derinleştirdiğimizde tasarımın ve yenilemenin sosyal, politik yüzüyle karşılaşıyoruz. Kentliler için bir restoran, kültür etkinlikleriyle bütünleşen bir hizmet olabilir kuşkusuz, ancak bütününde AKM kompleksinin, getirilen eklerle daha özel bir hizmet alanına dönüşmesine, kentliyle ilişkisindeki farklılaşmaya, özelleştirici anlayışla binanın her kesim tarafından erişilebilirliğinin sınırlandırılmasıydı sorgulanan. Özgün karaktere ait bir değişimdi. Bu bağlamda, cephe ile ilişkili olarak ve şeffaflık konularında kimliğinin saklı kalması konusunda uyarılar yapıldı.
Bilimsel, çağdaş örnekleri anımsatmak yerine, olumsuz örnekleri bularak “Dünyada örnekleri var” diyemeyiz. Ayrıca, her bir eserin, kendi içinde ve kendine özel toplumsal, çevresel bağlamında değerlendirilmesi gerekir.
Korunması Beklenen Kimlik
- Peki, yeter ki bu tür dönüşümlerle elde edilecek gelir sanata geri dönsün görüşüne neler söylersiniz? - Kuşkusuz sanatın toplumda farklı kurum ve kuruluşlar ve yönetimler tarafından sürekli desteklenmesi gerekir. Ancak kültür varlığı olarak tescilli, topluma mal olmuş bir yapıyla özelleştirmeci bir yaklaşımın bütünleşmesinden söz ediyorsak, bunu elde edilecek gelirle değerlendirmek doğru olmaz.
Burada korunması beklenen, mirasın bütününe yansıyan kimliktir ve cephenin ticari amaçlı kullanımı, özel bir restoran işletmesi ve başkaları da eklenebilecek rant amaçlı kullanımlar yaratmak kültür sanat çevrelerinde ve kamuda haklı bir tartışma açmıştır.
- Sonunda projede bir uzlaşma sağlandı. Buna karşın AKM’de restorasyon çalışmaları neden başlamadı? İş gerçekten bir inatlaşmaya mı döndü? - Bu soruyu 2010 Kültür Ajansı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’na sormak gerekir. Her iki kurum da sorumlu olarak birbirlerini gösteriyorlar. Daha doğru anlayabilmek için süreci başından bugüne izlemek ve tekrar değerlendirmek gerekir.
AKM’nin iyileştirilmesi, sağlıklılaştırılması konularında adımlar atılmış, proje tartışmaya açılmış ve bir noktada uzlaşılmıştır. Yenileme projesi uygulama için hazırlanmış, yasal sürecini tamamlamıştır.
Sabırsız Bir Bekleyiş Sürmekte
- Şimdi beklenen nedir öyleyse? - 2010 Kültür Ajansı’nın, vaat edildiği gibi ödeneği aktarması, uygulamayı başlatmasıdır. Toplumda, kültür sanat insanları arasında bu konuda haklı olarak sabırsız bir bekleyiş sürmekte.
- Restorasyon çalışmalarının başlayamamasının sorumlularından biri olarak görülüyor Mimarlar Odası. Hatta “muhalefet yapmak adına muhalefet yaptığınız” düşünülüyor çoğu kimselerce, “İstemezük”çüler deniliyor… - Kentsel mekân giderek hızlanan ve yoğunlaşan biçimde imar rantı ve özelleştirme politikalarına açılıyor. Dönüşüm projeleri olarak gündeme gelen projelerde detaylı olarak incelediğinizde toplumsal yarar yerine kişisel ya da özel çıkar zihniyetiyle karşılaşıyorsunuz. Dönüşüm gerekçesi kullanılarak birçok değer yitiriliyor, mekân özelleştiriliyor, yapılaşmaya açılıyor. Bu denli hızlı bir “dönüşüm” yaşanmamıştı belki de bugüne dek.
Böyle bir tablo karşısında Mimarlar Odası kamuya karşı taşıdığı kurumsal sorumluluk gereği sorgulamacı olmak durumunda. Bu nedenle daha fazla sorgulama, itiraz platformu oluşuyor, hukuki süreç başlatılıyor. Mimarlar Odası çalışmalarını yakından izleyenler bunun tutarlı bir kamusal yarar politikası olduğunu kolaylıkla görebilirler. Muhalefet yapmak için muhalefet yapılmadığı açıktır.
Ancak ne var ki, toplumumuzda ve meslek alanımızda sürdürülen kamu yararı ve hukuk mücadelesini bu şekilde formüle ederek kullanmak isteyenler az değil. Özellikle “istemezükçüler” tanımlaması, bugün çok yanlış ve haksız bir tanımlama, bir karalama politikası olarak karşımıza çıkıyor. Bu söylem sivil toplumun sesini bastırmaya yönelik bir söylem.
Son dönemlerde ne yazık ki üst üste yaşadığımız tartışmalı kentsel uygulamalar, özel imar davaları var ki, bunlar basına, medyaya yansıdığında, en kestirme yanıt “Her şeye muhalefet ediliyor” şeklinde oluyor.
- AKM’de uygulamaya dönük çalışmaların başlaması için somut öneriniz nedir? - Önerim, yetkililerin ve yönetimin kültür hizmeti gibi önemli bir rolü olan bu binanın kente acil olarak yeniden kazandırılması yönünde çaba harcayarak uygulama sürecini başlatmaları, kamuya karşı sorumluluklarını daha fazla ertelememeleridir.
- Süreç şeffaf işlemiyor. AKM, uygulama noktasında tıkandı. AKM’nin bugünkü durumunun sorumlusu kimdir? - Bugün gelinen noktada daha fazla bilgilendirmeye gereksinimimiz var. Birçok süreçte olduğu gibi, yeterince şeffaf olarak tartışamıyoruz. Bilgilendirme yapılmadığı için sorumlunun da kim olduğu konusunda kesin bir yanıtımız yok. Yapılan itirazlar gerekçeleriyle açıklanarak, toplumla ve basınla paylaşılarak yapılmış, kamusal yarar ilkesi ön planda tutulmuş ve AKM’nin korunması ve yenilenmesi sürecine, çok yönlü miras değerlerinin bütünlüğü anlayışıyla yaklaşılmıştır.
---
Ajanstan ortak toplantı çağrısı
Atatürk Kültür Merkezi’nin geleceği konusundaki tartışmalar devam ediyor…
İstanbul Atatürk Kültür Merkezi, 2008’de “yenilenmek” üzere kapatılmasından bu yana bir türlü açılamadı. İlkin “yıkıp yapma” tasarıları çıkmıştı ortaya, AKM Birinci Grup Kültür Varlığı olarak tescil edilince bu tasarı ortadan kalktı, İstanbul 2010 Kültür Başkenti Ajansı’nın sorumluluğunda yapının mimarı Hayati Tabanlıoğlu’nun oğlu Murat Tabanlıoğlu tarafından hazırlanan “yenileme projesi” de Kültür Sanat-Sen’in yapının özgün nitelikleri ve değerlerinin kaybına neden olacağı gerekçesiyle açtığı dava sonucu yargı tarafından durduruldu. Giderek, 12 Eylül’de yapılacak anayasa referandumunda olduğu gibi AKM konusunda da “Evet”çilerle “Hayır”cılar saf tuttular.Ardından yeni bir proje üstünde Kültür ve Turizm Bakanlığı’yla da uzalaşıldı, ancak bir türlü uygulamaya konulamadı. Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Başkanı Prof. Dr. Deniz İncedayı, 23 Ağustos 2010 günü yayımladığımız söyleşide, bundan 2010 Ajansı’nın sorumlu olduğunu belirterek yeni projenin uygulanması gerektiğini vurguladı.
İstanbul 2010 Kültür Başkenti Ajansı Yürütme Kurulu Başkanı Şekib Avdagiç ise özel geliştirici bir proje yapılmayacaksa ajansa gerek olmadığını vurguluyor ve “İstenilen, mevcut durumu yenilemekse biz bunda yokuz” diyor. Yürütme Kurulu üyesi Korhan Gümüş de, AKM sürecindeki tüm tarafları birkaç hafta içinde bir araya getireceklerini açıklıyor.
- 2010 Ajansı, AKM’nin yeniden yapılandırılmasında sürekli olarak “Kültür Sanat Sen davayı geri çekmedi, bu yüzden süreç kitlendi” diyor. Ortada meşhur restoranlı projenin dışında üzerinde uzlaşılmış bir proje de var. O proje neden uygulanmıyor? AVDAGİÇ - Çünkü o projenin tekrar Koruma Kurulu’ndan geçmesi lazım. Koruma Kurulu’nun yeni bir projeyi devreye sokması için ya mahkeme sürecinin bitmesi ya da projenin dava açan tarafça geri çekilmesi gerekir. Kurul, aynı anda bir yapıyla ilgili 2 proje görüşemiyor, çünkü mevzuat buna izin vermiyor. Kritik nokta bu. Sendikanın ilk projeyle ilgili şikâyetini geri çekmemesi projenin devre dışı kalmasını engelledi. Bu da yeni yapılan projenin kurul onayı almasını engelledi. Bizim de kurul onayı almamış bir projeyi yapma imkânımız olmadığı için o süreci başlatamadık.
- Mahkeme aralık ayında sonuçlandı ve ilk proje iptal edilmedi mi zaten? AVDAGİÇ - Aralık ayında projenin iptal edildiği doğrudur. Projenin mahkeme tarafından reddedilmesinden sonra Kültür ve Turizm Bakanlığı şu adımları attı: Davayı üst mahkemeye taşımama kararı aldı, yani karara itiraz hakkından feragat etti. Basit onarım kapsamındaki bir proje ile AKM’yi mevcut hali ile yenileyip devreye almak için süreç başlattı.
‘Hiçbir yenileme yok’
- Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, ajansın parasal destekte bulunmadığını, bu noktada da olayın kitlendiğini söylüyor. AVDAGİÇ - Aradaki bütün o büyük hikâye atlanılıyor. Mahkeme aralık ayında süreci iptal ettiği zaman bakanlık bu iş sıkıntılı bir noktaya geldi, burada bir güzelleştirme, iyileştirme yapalım, en azından basit onarım projesi yapalım dedi. Basit onarımda hiçbir yenileme yok. Sadece mevcut hali günlük kullanıma hazır hale getiriyorsunuz. Özel geliştirici bir proje yapılmayacaksa ajansa gerek yok ki. Basit bir usta mantığıyla mevcut durumu yenileyerek yapmak ve bunun için 50 - 60 trilyon kaynak aktarmak… Eğer buysa sendikanın, Mimarlar Odası’nın ve bakanlığın istediği, biz bunun içinde yokuz!
- Bakanlık basit onarım projesini kime hazırlattı? AVDAGİÇ - Tabanlıoğlu firmasına. Tamamen yapının mevcut durumunun korunmasına yönelik bir proje. Hiçbir iyileştirme, geliştirici bir çalışma yok. Biz de onu açıkçası şiddetle reddediyoruz.
- Ajansın gönlünden geçen restoranlı ilk proje için AKM’nin ulaşılabilirliğinin engellendiğine, özgün kimliğine müdahalelere dair eleştiriler vardı… AVDAGİÇ - Özgün kimlik içeri girdiğinizde sizi gardırobun karşılaması mıdır? AKM kapatılmadan önce ulaşılabilir bir yer miydi? Muhteşem bir sergi salonu var, işletmesi sıfır. Bırakın şu an taşıdığım sıfatı, bir İstanbullu olarak AKM’nin hâlâ kapatıldığı günkü gibi kullanışsız, kötü konseptiyle tekrar canlandırılması konusunda 50-60 trilyon para harcanmasını kabul edilebilir bir çözüm olarak görmüyorum. Ama bugün sanki önümüzde duran çözüm bu, bunu niye yapmıyoruz diye suçlanıyoruz. Kültür Sanat Sen, Mimarlar Odası gibi kuruluşlar hâlâ bazı konularda kendilerini otorite olarak görüyorlar. Kendileri dışında yapılan çalışmaları da çok kabullenemiyorlar.
- AKM süreci nerede kilitlendi? GÜMÜŞ - Bir bina düşünün, havalandırma sistemi 5 senedir çalışmıyor. Basitçe binayı korumak demek binayı yıkmak demektir. Onun için kamu binaları köhner ve yıkılır. Ayrıca AKM’nin içine sadece temsilden temsile girebilirsiniz. AKM hep kapalı bir kutuydu.
AVDAGİÇ - Uzlaşılan projede laf cambazlığı yapılıyor! Bakanlığın bize gönderdiği proje, uzlaşılan proje değil! Bakanlık sadece basit onarımı içeren projeyi gündeme getirdi.
- Bir de AKM’deki uygulamalar için en son “süremiz yok” dediniz. Yasaya göre ajansın tamamlanmayan projeleri için 2011 yılının ilk altı ayına kadar süresi var… AVDAGİÇ - Diyelim ki basit onarım projesini aldık. Bunun tekrar ihale teklifleri toplayacağız, değerlendireceğiz, ihale edeceğiz, uygulaması var. Bütün bu süreci kronolojik olarak alt alta yazdığımız zaman, bunların hepsinin önümüzdeki 6. aya kadar bitmesi lazım. Buna süremiz yok! Bu uygulamayı aldık diyelim, bu babamızın binası değil ki. Bizim de uymak zorunda olduğumuz mevzuat var.
- Sadece AKM sürecinden mi bilinmez ama 2010 Ajansı’na güvenirliliğini yitirdi pek çok kimse. Samimiyetinizden şüphe duyuluyor. Bu imajı nasıl düzeltmeyi düşünüyorsunuz? Bundan sonraki adımınız nedir? AVDAGİÇ - Bu bilgi kirliliğinden kaynaklanıyor. Ajans günah keçisi… Biz hep sustuk. Sustuğumuz için üzerimize gelindi. Biz niye sustuk olur yapılır çözülür diye sustuk. Böyle davranmamız başımıza dert oldu.
GÜMÜŞ - AKM sürecindeki bütün tarafları önümüzdeki birkaç hafta içinde bir araya toplayacağız. 2010 Ajansı’nın moderatörlüğünde toplantı gerçekleştireceğiz. Basın da olacak. İlkesel olarak doğru bir yöntem izlensin, sonucuna da razı olalım. Aslında parayı verip sıyrılma hakkımız vardı. Ama “Hayır” dedik! Ajans, bir kamu yapısının nasıl güncellenebileceğini gösterecek dedik. Bu işten çıkarılacak dersler var. Geleceğe bakalım.
Top bakanlıkta
- AKM için ayrılan 75 trilyonluk bütçenize ne oldu? AVDAGİÇ - 2009 bütçemizde bu fasıl vardı, ancak proje iptal edilince diğer projeler devreye girdi.
- Uygulamaya geçilince ne olacak, bütçe yaratılacak mı? AVDAGİÇ - Kamuoyuyla paylaşacağız. Belki bakanlık yapacak. Kültür ve Turizm Bakanlığı basit onarım kapsamında ihaleyi yaparsa, biz de (kanunumuz gereği) koordinasyon kurulumuzun belirleyeceği miktarda katkı yapabileceğiz.
- Uygulamaya başlayamama nedenlerinizden biri olarak bağlı bulunduğunuz Bakan Hayati Yazıcı’nın ve Başbakan’ın ‘Evet’ dememesi gösteriliyor. Siyasi baskı var mı üzerinizde? AVDAGİÇ - Başbakan ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı gizlemiyorlar ki. Bu konsepti benimsemiyorlar, yıkılması lazım diyorlar. Ancak bu fikirlerini bize engelleyici bir tutum olarak yansıtmıyorlar.
Kaynak: Cumhuriyet
---
AKM yıkılıp yenilenebilir, Taksim Boğaziçi’ne kavuşabilir…’
Taksim Meydanı’ndaki Atatürk Kültür Merkezi’nin yapımı ITU deki öğrencilik yıllarıma rastlar.
Hocam rahmetli Dr. Mimar Hayati Tabanlıoğlu’nun kaleminden çıkan bu eser zamanın Başyapıtı idi.Yapı sanatındaki uç teknoloji burada uygulanmış, Bina hem medar-ı iftiharımız, hem de Taksim Meydanı’nın simgesi olmuştu. Taşkışla Mimarlık Fakültesi’ne gidip gelirken bakıp heyecan duyar, derslerimizde bu mimarlık harikasını tartışırdık. Hayati Bey’in yakın dostu, yine Hocam Mimar Aydın Boysan inşaat bittikten sonra gelen devasa sahne perdesinin kapılardan sığmadığını, cephede büyük bir delik açılmak suretiyle perdenin içeri alındığını anlatırdı.
Yıllar geçti, ihtiyaçlar ve teknoloji değişti. AKM performans saatleri dışında yaşamıyordu. Yangın geçiren, eskiyen, ihtiyaca cevap veremeyen AKM nin yıkılıp yerine, yandaki otopark arazisini de kullanarak, daha kapsamlı bir Kültür Merkezi yapılması gündeme geldi.
Mimarlar, sanatçılar, siyasetçiler ikiye ayrıldı. Bazı Istanbul Milletvekillerimiz dahil bilen bilmeyen bir grup kulaktan dolma bilgilerle kelam etmeye başladı. Malum, bu güzelim Türkiye’mizde herkes her şeyi bilir…Hele bazı milletvekillerimiz var, herbiri her dalda ordinaryüs profesör maşallah..
Istanbul’un baş meydanında bir dönemi simgeleyen bu mimari yapıt restore edilip korunmalı.
Yerine sürekli yaşayan kapsamlı ve çağdaş bir Kültür Merkezi yapılabilmesi için yıkılmalı.
Ben ikinci seçenekten yanayım.
AKM nin eski Deprem Yönetmeliklerine göre inşa edilen taşıyıcı sistemi güçlendirilebilir, Yapı restore edilebilir, yanındaki otopark arazisine yeni kısımlar bal gibi eklenebilir. Fena da olmaz.
Ancak iyinin iyisi var. Beni yıkım seçeneğine meylettiren neden farklı: AKM nin planlamasında Hayati Hoca’nın belki göremediği, belki görüpte uygulayamadığı bir nokta vardı: Yapı Taksim Meydanı’nın Boğaziçi yönündeki açılımını tıkıyor ve Boğaz’a sırtını dönüyordu.
AKM nin yıkılmasına karar verilirse yeni tasarım bu eksikliği bertaraf edebilir. Yandaki otopark alanını da içeren yeni proje, diğer avantajlarına ilaveten, hem Taksim Meydanı’nın, hem de yeni AKM nin Boğaziçi’ne açılımını sağlayabilir. Basitçe anlatmak gerekirse, yeni yapılacak Merkez’de fuayeler, yemek ve kabul salonları hem Meydanı hem Boğaziçi’ni görecek şekilde planlanabilir, ve daha önemlisi, mevcut AKM nin yerine oturacak kısmın zemin katı kolonlar üzerine alınarak Taksim Meydanı buraya uzanabilir ve Boğaziçi’ne kavuşabilir. Pek kimse farkında değil ancak bu noktada meydan seviyesinde muhteşem bir Boğaz görüntüsü var. Burada ‘Istanbul’un Balkonu’ oluşabilir. Bu üstü kapalı avluda açık sergiler ve etkinlikler düzenlenebilir. Yağışlı günlerde Taksim Meydanı buraya akabilir. Bu proje tüm Taksim Meydanını içeren, trafiği kısmen alta alan bir genel kentsel tasarım düzenleme projesiyle ele alınmalıdır.
Böylece, hem AKM kazanır, hem de Taksim Meydanı: Yeni AKM insanla, Taksim Meydanı da Boğaziçi’yle kucaklaşabilir.
Istanbul için büyük düşünmek gerekir…
Prof. Dr. Ahmet Vefik ALP Mimar Kentbilimci
|